ÇEKTEKİ İKİNCİ İMZA
3167 sayılı Çekle ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması hakkındaki kanunun 16. maddesindeki karşılıksız çek keşide edenler için öngörülen beş yıla kadar hapis cezaları, AB uyum yasaları karşısında şu an için uygulanamaz hale gelmiştir.
Yerine gelen 6273 sayılı Çek kanunu ile de hapis cezası öngörülen cezalar tamamen uygulama dışında bırakılmıştır.
Ticari hayatta bir zamanlar büyük itibara sahip olan çek, AB uyum yasaları ile ne yazık ki itibarını yitirmiş ve çoğu tüccar tarafından bir ödeme aracı olarak dahi kullanılmaz hale gelmiştir.
Özellikle bir takım kötü niyetli tüzel kişiliği haiz firmaların yetkilileri bu durumu firmaları lehine kullanmaya başlamış ve karşılıksız çek keşide etmekten çekinmez hale gelmişlerdir. Geçmişte karşılıksız çek keşide eden firma yetkilileri bu fiillerinden ötürü firmaları dışında şahsen cezai sorumluluğa tabi olduğu için bu tip davranışlardan kaçınmaktaydılar. Ancak AB uyum yasalarındaki hükümler çerçevesinde para borçlarından dolayı hapis cezaları kaldırılınca firma yetkilileri bu konuya eskisi gibi titizlik göstermemeye başlamışlardır.
Aslında iş adamlarının Türk Ticaret Kanunun da bulunan bir düzenlemeyle bu tip kötü niyetli davranışlardan uzak tutulması mümkün olabilir. Ticaret Kanunun 701. 702. maddelerinde düzenlenmiş bulunan aval hükmü özellikle alacaklarını güvence altına almak isteyen tüccarlarımızın işine yarayacaktır.
Bu hükümler özetle kanunla düzenlenmiş bulunan kambiyo senetlerinin “Çek, Poliçe ve Bono nun” ön yüzüne keşideci dışında atılan her imzanın aval olduğunu ve aval vereninde söz konusu evrak üzerinde bulunan maddi yükümlülükten evrakı veren gibi sorumlu olacağını öngörmektedir. Bu nedenle Çek Poliçe ve Bonoyu alan alacaklı firmalar alacaklarını güvence altına almak için özellikle keşideci yetkilinin ödeme kabiliyetinin mevcut olduğunu saptarlarsa şu işlemi yapmaları gerekmektedir. Çek veya senet alındıktan sonra şirket yetkilisinin kaşe üzerindeki imzasının yanına kaşe bulunmaksızın isminin ve imzasını tekrar yazdırılması o senedin tahsilinde borçlu firmadan alacağın bu kişiden tahsilini mümkün kılacaktır. Bu da ülkemizde çoğunlukla firmaların büyük pay sahiplerinin aslında firmalarını temsile yönelik yetkilisi de olması hasebiyle çok yararlı bir koruma sağlayacaktır.
Her ne kadar kanunun metninde aval kelimesinin mutlak surette senedin veya çekin ön yüzüne yazılması gerektiği yazılmış ise de Yargıtay’ın yerleşik içtihadı aval kelimesinin yazılmaması halinde dahi avalın varlığının kabulü yönündedir.
Böylece ticari hayatta itibarını çok fazla kaybetmiş olan çekin bir nebze olsun itibarını yeniden kazanması mümkün olabilecektir. Zira kanunda aval ile ilgili olan hükümlerin bu tip kambiyo evraklarına olan güveni tesis etmek gayesi ile kanunun metnine eklendiği bilinmektedir.
Ülkemizde yaşanan bunca krize rağmen ticari hayatta kaybolan güvene dayalı ticaret ve adalet duygusundaki yıpranmanın tamir edilebilmesi için yasal düzenlemelerin bir an önce ele alınarak cezai yaptırımların ve kanuni düzenlemelerinin derhal hazırlanması hükümetin bir görevidir.
MADDE 701
(1) Aval şerhi, poliçe veya alonj üzerine yazılır.
(2) Aval “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren kişi tarafından imzalanır.
(3) Muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır.
(4) Kimin için verildiği belirtilmemişse aval, düzenleyici için verilmiş sayılır.
MADDE 702
(1) Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur.
(2) Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir.
(3) Aval veren kişi, poliçe bedelini ödediği takdirde, poliçeden dolayı lehine taahhüt altına girmiş olduğu kişiye ve ona, poliçe gereğince sorumlu olan kişilere karşı poliçeden doğan haklarını iktisap eder.

4 Görüşler

Bir cevap bırakın